Сказки детские на турецком языке + видео обзор

Чтение на турецком языке

Рубрика содержит материал на турецком языке для онлайн чтения. Здесь вы найдете сказки, рассказы, романы, а также учебные тексты и диалоги с переводом на русский язык. Материал предназначен для разных уровней: начального, среднего и продвинутуго. Раздел постоянно пополняется новым материалом.

Сказки детские на турецком языке

Bir varmış bir yokmuş. Uzak kentlerin birinde varlıklı bir adam yaşarmış. Bu adamın üç kızı varmış. Kızlarının en küçüklerinin adı Güzel’miş. Güzel adı gibi güzel bir kızmış. İyi.

Сказки детские на турецком языке

Bir Aşk Masalı-Roman / Сказка о любви – романISBN: 978-9944—0370-9-9Kurgu / Вымышленная историяAli Yıldız /Али ЙылдызRusça Çeviri / Перевод на русский языкYuliya Yachshenko / Юлия ЯщенкоSayfa Resimleri /.

Сказки детские на турецком языке

Ortaçağ, başlangıcından sonuna kadar en önemli dilbilimsel olaylar dizgesidir. Ortaçağ’ın başlangıcı, ister kavimler göçü sebebiyle Roma’nın ikiye ayrılması kabul edilsin isterse de Batı Roma’nın yıkılışı kabul edilsin, fark.

Сказки детские на турецком языке

Bir zamanlar küçük bir kasabada Geppetto adında ihtiyar bir oyuncakçı yaşarmış. Yaptığı tahtadan oyuncakları satarak geçimini sağlarmış. İhtiyar oyuncakçının hayatta üzüldüğü tek şey bir çocuğunun olmamasıymış. Bir çocuğunun.

Сказки детские на турецком языке

Evvel zaman içinde ülkenin birinde bir kral ve bir kraliçe yaşarmış. Bu kral ve kraliçenin dünyada tek bir dertleri varmış. Bir çocuklarının olmaması ikisini o kadar üzüyormuş ki.

Сказки детские на турецком языке

Evvel zaman içinde, bir şehirde çok iyi kalpli bir kız yaşarmış. Bu kız o kadar iyi kalpliymiş ki herkesle iyi geçinir, ihtiyacı olanın yardımına koşarmış. Evden her çıktığında.

Сказки детские на турецком языке

Bir çocuk annesiyle köy yolundan yürüyor. Kümesin önünden geçiyorlar. Küçük kız annesine: «Hayvanlar konuşabiliyor mu?” diye soruyor. Annesi: «Hayır” diye cevap veriyor. — Ya şu kuzu ne diyor.

Сказки детские на турецком языке

Anneannemi çok severim. Çok güleryüzlü ve konuşkan bir insandır. Onunla sohbet etmek çok güzeldir. Geçen gün onu ziyarete gittim ve beraber çok güzel zaman geçirdik. Öğleyin, anneannem eski.

Источник

Pinokyo (Буратино)

Bir zamanlar küçük bir kasabada Geppetto adında ihtiyar bir oyuncakçı yaşarmış. Yaptığı tahtadan oyuncakları satarak geçimini sağlarmış. İhtiyar oyuncakçının hayatta üzüldüğü tek şey bir çocuğunun olmamasıymış. Bir çocuğunun olması için neler vermezmiş ki. Bir gün yeni bir oyuncak yapmak için ormana gidip kütük aramaya başlamış. Derken tam aradığı gibi bir kütüğü bulmuş.
— İşte tam aradığım gibi bir kütük. Bununla çok güzel bir kukla yapacağım, diye sevinerek kütüğü sırtladığı gibi oyuncakçı dükkanına taşımış. Tezgâhın üzerine koymuş. Başlamış yontmaya. Geppetto kütüğü yonttukça kütükten “ah ah!” diye sesler geliyormuş.

Geppetto usta:
“Nereden geliyor bu ses, diye düşünmüş.
“Herhalde bana öyle geldi” diye içinden geçirmiş. Derken kuklanın önce kafası sonra da vücudu daha sonra da kolları ile bacakları şekillenmeye başlamış. Geppetto usta en sonunda kuklayı bitirmiş. Onu sandalyenin üzerine oturtmuş.

Ortalığı temizlemeye başlamış. O ortalığı temizlerken, “Merhaba” diye bir ses duymuş. Sesin nereden geldiğini anlamak için başını çevirmiş. Ortalıkta sandalyenin üzerinde oturmakta olan kukladan başka kimsecikler yokmuş.Yine yanıldığını düşünerek işine devam etmiş. Az sonra kukla oturduğu sandalyeden hopladığı gibi odanın içinde dans etmeye başlamış. Olanları gören Geppetto ustanın şaşkınlıktan ağzı bir karış açılmış.
— Aman Allahım! Bu kukla canlı.
“Tam da benim istediğim gibi bir çocuk” demiş. Etten kemikten değilmiş ama tıpkı bir çocuk gibi gülüyor, koşuyor, oynuyormuş. Kukla çocuğu kucağına alıp;
— Sen gerçek bir çocuk gibisin. Senin adın Pinokyo olsun, demiş. Artık Geppetto ustanın hiç canı sıkılmıyor, günlerini Pinokyo ile ilgilenerek geçiriyormuş. Bir süre sonra Pinokyo’nun okula gitmesi gerektiğini düşünmüş. Ancak Pinokyo’nun ne defteri varmış ne kalemi. Geppetto ustada da hiç para olmadığından paltosunu satarak, aldığı parayı Pinokyo’ya vermiş.
— Al oğlum bu parayla kendine defter kalem al. Güzelce okuluna git, demiş.

Pinokyo parayı avucuna almış yola koyulmuş. Neşe içinde yürüyormuş. Merakla etrafına bakınıp, yol üzerindeki dükkanları, pazar tezgahlarını, bağıran insanları izliyormuş.
Bu arada yolun başındaki kalabalık dikkatini çekmiş. Kalabalığın
arasına dalıp ne olduğunu öğrenmeye çalışmış. Kalabalığın önünde
kocaman renkli bir çadır duruyormuş. Bu şehre yeni gelen sirkin çadırıymış. Çadırın önündeki palyaço bağırarak müşteri topluyormuş.
Pinokyo çadırın içerisinde ne olduğunu merak edip, kalabalığın arasından geçip çadıra girmek istemiş.
Palyaço, Pinokyo’ya içeri parasız girilemeyeceğini söylemiş.
Pinokyo içeride olanları çok merak ettiğinden, Geppetto ustanın okula gitmesi için verdiği parayı uzatmış. İçeriye girince çadırın ortasına kurulan sahnede oynayan kuklaları görmüş.
— Hey! Bunlar da benim gibi tahtadan, diyerek sahneye kuklaların arasına çıkmış.
Kuklaları izleyen kalabalık Pinokyo’ya kızmış.
— Çekil oradan sahneyi görmemizi engelliyorsun, diyerek azarlamışlar Pinokyo’yu. Ancak sahnenin yukarısında kuklalara bağlı olan ipleri tutan sirk sahibi canlı bir kukla gördüğü için çok sevinmiş.
“Böyle ipleri olmadan hareket edebilen bir kukla bana çok para kazandıracak” diye
düşünmüş. Oyun biter bitmez Pinokyo’yu yakaladığı gibi kafese kapatmış. Pinokyo başına gelenlerin kendi suçu olduğunu Geppetto ustanın sözünü dinleyip okula gitse bunların hiçbirinin olmayacağını düşünerek, ağlamaya başlamış.

Pinokyonun pişman olduğunu gören iyilik perisi hemen onun yanına giderek;
— Babanın sözünden çıkmamalıydın! Ama pişman olduğunu görüyorum. Bunun için seni kurtaracağım. Ama bir daha yaramazlık yapma! Bu da sirke verdiğin para. Onu sakın boş yere harcama. Doğru okuluna git, diyerek Pinokyo’yu sirkin dışına çıkarmış.

Pinokyo paralar elinde okula doğru yol almaya başlamış. Bir yandan da şarkı söylüyormuş.
Pinokyo’nun şarkı söyleyerek yürüdüğünü gören kurnaz tilki ve arkadaşı kedi “Bu kukla ne kadar da neşeli, şunun bir yanına gidelim” diyerek Pinokyo’nun önüne çıkmışlar.
— Hayrola Pinokyo?
Böyle neşeli neşeli nereye gidiyorsun? Diye sormuşlar.
Pinokyo da:
— Kendime defter kalem alıp okula gideceğim, demiş.
Kurnaz Tilki:
— Defter, kalem alacak paran var mı? Diye sormuş. Pinokyo, büyükbabasının verdiği paraları göstermiş.
Paraları gören kurnaz tilki ve kedi bir oyun oynayıp bu paraları almaya karar vermişler.
Pinokyo’ya:
— Okula gidip de ne yapacaksın? Bizim dediklerimizi yaparsan zengin olursun. Sen o paraları bize ver, biz de götürüp sihirli tarlaya ekelim. Senin de bir para ağacın olur, ihtiyacın oldukça bu ağaca gider, meyveleri olan paraları toplarsın, demişler.
Hiç böyle şey olur mu? Ama Pinokyo söylenenlere inanmış elindeki paraları kurnaz tilkiye teslim etmiş. Paraları alan kurnaz tilki ve kedi hemen oradan uzaklaşmışlar.
Tek başına kalan Pinokyo’nun yanında iyilik perisi belirivermiş. Pinokyo’ya:
— Defter kalem aldın mı Pinokyo? Diye sormuş. Oysa peri paraları kurnaz tilkiye kaptırdığını biliyormuş. Sakın yalan söyleme yoksa seni cezalandırırım, diye uyarmış.

Pinokyo uyarıya aldırmadan yalan söylemiş.
— Defter, kalem aldım. Onları okula bıraktım, deyince yalan söylediğinden dolayı burnu uzamaya başlamış. Peri, Pinokyo’nun doğru söylemesi gerektiğini söyledikçe, Pinokyo başka yalanlar uyduruyor, burnu da uzadıkça uzuyormuş. Artık öyle bir hale gelmiş ki kafasını hiçbir tarafa çeviremez olmuş.
En sonunda yaptığı hatayı anlamış, işin doğrusunu periye anlatmış, peri de akıllanan Pinokyo’nun burnunu eski haline döndürmüş. Bir sihir yaparak kurnaz tilkiye kaptırdığı paraların, Pinokyo’nun eline geri gelmesini sağlamış.

Pinokyo’yu uyararak;
— Bu paraları boş yere harcama, doğru okuluna git, diyerek ortadan kaybolmuş. Pinokyo paralar elinde yine şarkı söyleyerek yürümeye başlamış. Tenha bir yerden geçerken birisinin yüksek sesle güldüğünü işitmiş. Aynı anda karşısına kendisini hapseden sirk sahibi çıkıvermiş.
— Gel bakalım buraya seni yaramaz. Geçen sefer elimden nasıl kaçtın bilmiyorum ama şimdi senin cezanı vereceğim, diyerek Pinokyo’yu kollarından tuttuğu gibi denize atıvermiş.

Pinokyo denize düşünce, suyun üzerinde kalmış. Dibe batmıyormuş, çünkü Pinokyo tahtadan bir kukla olduğu için su kendisini kaldırıyormuş. Suyun üzerinde böyle batmadan kalmak Pinokyo’nun hoşuna gitmiş. Kollarıyla bacaklarını oynatarak yüzmeye başlamış.
Kıyıya doğru yüzerken birden ne olduysa olmuş. Pinokyo kendisini karanlık bir yerde buluvermiş. Meğerse Pinokyo’yu kocaman bir balık yutmuş.
Şimdi Pinokyo balığın midesinde duruyormuş.
Pinokyo balığın midesinde bekleye dursun, biz gelelim Geppetto ustaya. Geppetto usta eve gelmeyen Pinokyo’yu çok merak etmiş.

Paltosunu da Pinokyo’yu okula göndermek için sattığından hasta olmuş.
Oğlu Pinokyo’yu aramak için hasta hasta yollara düşmüş.
En sonunda Pinokyo’nun denize atıldığı yere varmış. Buradaki balıkçılara oğlunu görüp
görmediklerini sormuş. Balıkçılar da sirk sahibinin, Pinokyo’yu denize attığını gördüklerini söylemişler. Geppetto usta balıkçılardan birisine, kayığıyla denize açılıp oğlunu bulmaya yardım etmesi için yalvarmış.

Geppetto ustayı tanıyan ve onun ne kadar iyi bir insan olduğunu bilen balıkçı, bu isteği geri çevirmemiş. Birlikte kayığa binip denize açılmışlar.
Kayık bir süre yol aldıktan sonra şiddetli bir rüzgâr çıkmış. Büyüyen dalgalara kayık daha fazla dayanamamış, birdenbire devrilivermiş. Balıkçıyla, Geppetto usta kendilerini bir anda dalgaların arasında buluvermişler. Geppetto usta hem yaşlı olduğundan hem de yüzmeyi bilmediğinden denizin dibine doğru batmaya başlamış.

Bu sırada Pinokyo’yu yutan balık, Geppetto ustayı da yutmuş. Geppetto usta da balığın boğazından kayıp midesine girivermiş. Balığın midesinde ağlayan bir çocuğun sesini duymuş. Bu sesi hemen tanımış. Bu, oğlu Pinokyo’nun sesiymiş.
Geppetto usta oğlunu bulduğu için çok sevinmiş.
Pinokyo’ya:
— Pinokyo, oğlum ben baban, Geppetto. Hayatta olduğuna çok sevindim. Seni o kadar çok merak ettim ki.
Babasının sesini işiten Pinokyo gözyaşları içerisinde boynuna sarılmış.
— Senin sözünü dinlemediğim için çok özür dilerim babacığım, beni affet bir daha sözünden hiç çıkmayacağım, diyerek gözyaşı dökmüş.

Pinokyo’nun gerçekten de pişman olduğunu gören peri kızı onları kurtarmaya karar vermiş. Geppetto ustayla, Pinokyo’yu balığın midesinden çıkarıp karaya çıkartmış.
Kurtulduklarına çok sevinen Pinokyo, babasının elinden tuttuğu gibi evlerinin yolunu tutmuşlar.
Pinokyo o günden sonra o kadar akıllı bir çocuk olmuş ki babasının sözünden hiç çıkmamış. Her gün okuluna gitmiş. Okul çıkışı ise babasının yanına koşarak ona işlerinde yardım etmiş. Peri kızı da Pinokyo’nun çok iyi bir çocuk olduğunu görüp onu ödüllendirmeye karar vermiş.
Pinokyo’nun artık tahtadan değil de etten kemikten normal bir çocuk olması için büyü yapmış.
Büyü gerçekleşmiş.

Pinokyo gece yatağında, uyumak üzereyken birdenbire normal bir çocuğa döndüğünün farkına varmış. Artık tahtadan değil, etten kemikten bir çocukmuş. Sevinçle yatağından fırlayarak babasının yanına koşmuş.
Geppetto usta, karşısında Pinokyo’yu bu şekilde görünce dünyalar onun olmuş.
“En sonunda benimde gerçek bir oğlum oldu” diyerek sevinç gözyaşları içerisinde oğluna sarılmış. Baba oğul ömürlerinin sonuna kadar mutlu yaşamışlar.

Источник

Fareli köyün kavalcısı

Bir varmış bir yokmuş. Ülkenin birinde küçük ve şirin bir köy varmış. Bu köyde herkes mutluy­muş. Hiç kimsenin bir şikâyeti yokmuş. Bu yüz­den köyün ileri gelenleri ve köy halkı tembellik edip, tasasızca yaşayıp gidiyorlarmış.

Gel zaman git zaman köy farelerin istilasına uğramış. Her taraf binlerce fare ile dolmuş. Köylüler bu durum kar­şısında çaresiz kalmışlar. Bir araya toplanıp, köyün başkanının yanına gitmişler. Ondan bu soruna bir çare bulmasını istemişler. Fakat köyün başkanı da yıllardır dertsiz tasasız yaşadığından bu sorun karşısında ne yapacağını bilememiş.

Köyün ileri gelenlerini bir araya toplayıp akıl danışmış ama kimse farelerden kurtulmak için ne yapılması gerektiğini söyleyememiş.

Herkes çaresizlik içinde yaşayadursun, fareler gün­den güne çoğalmaya devam ediyorlarmış.

Fareler artık işi azıtmışlar. Her yerde umursamaz bir şekilde dolaşıp, önlerine çıkan insanlara da saldırmaya başlamışlar. Köyün başkanı ise artık evine bile gidemez olmuş. Çünkü karısı da farelerden bıkmış ve kendilerini kurtarmadıkça köyün başkanını eve almamaya kararlıymış. Günlerden bir gün köyün başkanı yine dertli dertli düşünüp durur­ken köylülerden biri kapıdan girip:

— Efendim genç birisi geldi. Bizi farelerden kurtara­bileceğini söylüyor. Ne yapayım, içeri çağırayım mı? Demiş, başkan hemen içeri alınmasını istemiş.

Kapıdan içeriye elinde kavalı olan bir genç girmiş, başkanı selamlamış ve:

— Sizi bu dertten kurtarmaya geldim. Bütün fa­releri bu köyden uzaklaştırabilirim.

Ama bunun karşılığında da sizden yüz altın isterim, demiş.

Başkan, “Nasıl olsa bu işi başaramaz” diye düşünüp teklifi kabul etmiş. Ertesi gün köy halkı, kavalcı genci merak içinde bekle­meye başlamış. Kavalcı uzaktan görünmüş.

Köylülerin arasından geçerek köyün meydanında durmuş. Kavalını ağzına götürüp başlamış çalmaya.

Kavaldan o kadar güzel nameler dökülüyormuş ki, köydeki bütün fareler bu müziğe kendilerini kaptırıp büyülenmiş gibi sesin ardına düşmüşler.

Önde kavalcı arkada fareler ırmağın üzerindeki köprüye kadar gelmişler. Kavalcı köprünün altına, ırmağa yönelmiş. Farelerde ardından ırmağa yönelmiş. Kavalcı ırmağın bir tarafından girip diğer tarafından çıkmış. Fareler ise ırmağa girip boğulmuşlar. Böylelikle köy farelerden kurtulmuş.

Olanları izleyen köy halkı o kadar sevinmiş ki sevinçle­rinden oynamaya başlamışlar. Köyün başkanı da köyü fare­lerden kurtardığını düşünüp gururlanıyormuş. Kavalcı, köyü farelerden kurtardıktan sonra başkanın yanına gidip yüz altınını istemiş. Başkan pişkin pişkin gülmüş. Kavalcıya:

— Bizim yüz altınımız hiç olmadı, sen şu on altını al ve git, demiş.

Kavalcı kendisine yalan söylenmesine çok kızmış ve in­tikam almaya karar vermiş.

Ertesi gün köy meydanına gidip tekrar başlamış kavalını çal­maya. Köy halkı olanlara bir anlam verememiş.

Az sonra köyün bütün çocuklarının büyülenmiş bir şekil­de kavalcının ardına düştüğünü görüp başlamışlar dövün­meye.

Hemen köyün başkanına gidip kavalcıyı ikna etmesini ve çocuklarını kurtarmasını istemişler.

Köyün başkanının oğlu da çocukların arasındaymış. Başkan yaptığı hatanın farkına varmış ama artık çok geçmiş. Kaval­cı, çocukları peşine takıp dağların arasında kaybolmuş. Bir daha da çocuklardan haber alınamamış.

O günden sonra, köyde hiç kimse yalan söylememiş.

Источник

ÇİZMELİ KEDİ (Кот в сапогах)

Çok eskiden uzak diyarların birinde ihtiyar bir değirmenci yaşarmış. Bu değirmencinin üç tane
oğlu varmış.

Günlerden bir gün değirmenci ölmüş. Miras olarak da geride bir değirmen, ihtiyar bir eşek
bir de kedi bırakmış.

En büyük oğlu değirmeni, ortanca oğlu eşeği, en küçük oğlu da kediyi almışlar. En küçük oğlu bu paylaşımdan hiç memnun kalmamış. Bir kediyle ne yapacağını düşünüyormuş. Ama, kedi bildiği kedilerden değilmiş. Oldukça zekiymiş. Kediyi alıp yola koyulmuş. Yolda kedi dile gelip sahibine:

— Benimle ne yapacağını düşünüyorsun değil mi? Eğer söylediklerimi yaparsan seni zengin
ederim, demiş. İsteklerini sıralamış.
— Bana hemen bir çift çizme, bir torba, biraz da havuç bul, diyerek çocuğu yollamış. Kendisi de bir ağacın altında uyumaya başlamış.

Az sonra çocuk kedinin istediklerini getirmiş. Kedinin bunlarla ne yapacağını merak ediyormuş. Kedi çocuğun getirdiği çizmeleri ayağına geçirmiş. Torba ile havucu yanına alıp çalıların arasına saklanmış. Havucun kokusunu alan bir tavşan çalılıklara doğru yaklaşmış.

Kedi bu fırsattan yararlanıp hop diye atlayarak tavşanı yakalamış ve torbasına atmış. Sonra çocuğa:
— Beni burada bekle, demiş.

Torbayı sırtına attığı gibi sarayın yolunu tutmuş. Sarayın kapısına varınca nöbetçilerden izin isteyip kralla görüşmek istediğini söylemiş. Kral ise bir kedi benimle ne görüşmek ister, diye merak edip, kediyi huzuruna çağırmış. Kralın huzuruna gelen kedi torbayı alıp önüne bırakarak:
— Kralım bu size Karaba Kontu’nun hediyesidir, diyerek tavşanı krala vermiş. Kral, Karaba Kontu’nu hiç duymamış ama bir kontu tanımamazlık edemezmiş. “Kontuna hediyesi için teşekkür ettiğimi söyle” diyerek kediyi uğurlamış.

Kedi boş torbayla saraydan çıktıktan sonra çocuğun yanına varmış. “Bu sefer senden biraz buğday bulmanı istiyorum” diyerek yine ağacın altında uyumaya başlamış.

Kedinin isteğine yine bir anlam veremeyen çocuk buğday bulmak için uzaklaşmış.

Az sonra elinde bir miktar buğdayla geri dönmüş. Kedi gerinerek buğdayları almış, yine çalıların arasına saklanmış. Elindeki buğdayları çalının dibine serpiştirmiş. O sırada oradan geçmekte olan bir keklik buğdayları görüp aşağı inmiş. Kediden habersiz yemeye başlamış. Kedi ansızın kekliğin üzerine atılıp yakaladığı gibi torbasına atmış. Çocuğa, “Beni burada bekle,” diyerek yine sarayın yolunu tutmuş.
Kralın huzuruna varıp, “Efendim, size Karaba Kontu’ndan, yeni bir hediye getirdim.” demiş. Kral kediye “Kontuna teşekkürlerimi ilet” diyerek saraydan uğurlamış.

Kedi bu şekilde saraya sürekli gidip, krala yakaladığı hediyeleri götürüyormuş. Her seferinde de “Karaba Kontu’nun hediyesini getirdim” diyormuş.

Günlerden bir gün kral kızıyla birlikte gezintiye çıkmaya karar vermiş. Bunu duyan kedi hemen çocuğun yanına koşarak, “Kral gezintiye çıkmış, buraya doğru geliyormuş. Dediklerimi yaparsan, zengin olursun. Hemen ırmağa gir yüzmeye başla” demiş. Yine kedinin isteğine bir anlam veremeyen çocuk, ırmağa girip yüzmeye başlamış. Bu sırada oraya yaklaşmakta olan kralın yanına koşan kedi:

— İmdat! Yetişin! Karaba Kontu boğuluyor, diye bağırmış.

Kediyi tanıyan kral adamlarını göndertip, çocuğu ırmaktan çıkartmışlar. Bu sırada Çizmeli Kedi krala yaklaşıp:

— Efendim az önce hırsızlar efendimin boğulmakta olduğunu görüp kurtaracakları yerde, elbiselerini alıp kaçtılar. Bu yüzden yanınıza gelemez. Kendisine ödünç elbise verirseniz sizinle tanışmak şerefine erişebilir.

Oysa kedi sahibinin elbiselerini, çok eski oldukları için saklamış ve bu oyunu oynamıştı.

Kral adamlarına, Karaba Kontu’na en güzel giysileri vermelerini emretmiş. Muhafızların getirdiği elbiseyi giyen çocuk gerçek bir konta benzemiş. Kralın kızı yeni giysiler içerisinde gördüğü çocuğu çok beğenmiş. Birbirlerini selamlamışlar. Çocuk “Ne kadar güzel bir kız” diye düşünmüş. Bu sırada kedi yol boyu koşarak
gördüğü çiftçilere:

— Az sonra kral buradan geçecek. Bu topraklar kimin diye sorarsa, Karaba Kontu’nundur diyeceksiniz. Aksi
taktirde tarlalarınızı yakarım. Kediden korkan çiftçiler çaresiz kabul etmişler. Kral oradan geçerken çalışan çiftçilere “Bu topraklar kimin?” diye sormuş.
Çiftçiler hep bir ağızdan:

— Karaba Kontu’nun demişler. Yol boyu bütün çiftçilerden aynı cevabı alan kral, Karaba Kontu zannettiği çocuğa dönerek “Ne kadar geniş topraklarınız var?” demiş. Çocuk da öğünerek:

— Evet efendim, bu topraklar bana babamdan kaldı, demiş. En sonunda yol üzerinde büyük bir şato görünmüş. Bu şatoda bir dev yaşıyormuş. Çizmeli Kedi yine herkesten önce şatoya gitmiş, nöbetçileri atlatıp şatoya girmiş. Devin yanına yaklaşıp:

— Ben Çizmeli Kedi’yim. Siz ise işe yaramaz bir devsiniz, demiş.

Dev yüksek sesle gülmüş:
— Sen öyle zannet. Ben istediğim kılığa girerim, sen bunu yapamazsın demiş.

Çizmeli Kedi bunu fırsat bilerek deve:
— Hadi canım bir aslan ol da göreyim, demiş. Dev bunun üzerine hemen bir aslana dönüşmüş. Karşısında kocaman bir aslan gören Çizmeli Kedi çok korkmuş hemen direğe tırmanmış.

Aslan kılığındaki dev:
— Korkma sana zarar vermeyeceğim, diyerek eski haline dönmüş.

Bunun üzerine kedi gülerek, o da bir şey mi küçük bir şey ol da göreyim demiş. Arslan kedinin bu isteğine uyup sevimli bir fare haline dönüşüvermiş. Bunu fırsat bilen Çizmeli Kedi, fareyi yakaladığı gibi yutuvermiş. Sonra odadan çıkıp saray çalışanlarına:
— Efendiniz olan devi yedim, bundan sonra buraya gelecek olanlara şatonun Karaba Kontu’na ait olduğunu söyleyeceksiniz yoksa sizi de yerim, diyerek korkutmuş. Saray çalışanları devi göremeyince Çizmeli Kedi’nin doğru söylediğine inanmışlar. Bu sırada şatoya varan kral içeridekilere “Bu
şato kimin?” diye sorunca herkesten “Karaba Kontu’nundur” cevabını almış. Hep beraber şatoda bir ziyafet çekmişler.

Ertesi gün Karaba Kontu, kraldan kızını istemiş. Kral ise daha zengin bir Kont bulamayacağını düşünerek, bu isteği kabul etmiş. Düğün yapılmış ve devin şatosunda yaşamaya başlamışlar. Çocuk babasından kalan en iyi mirasa kendisinin sahip olduğunu düşünüyormuş. Sahip olduğu şey, dünyanın en zeki ve
en yetenekli kedisiymiş.

Источник

Kırmızı Şapkalı Kız (Красная Шапочка)

Evvel zaman içinde, bir şehirde çok iyi kalpli bir kız yaşarmış. Bu kız o kadar iyi kalpliymiş ki herkesle iyi geçinir, ihtiyacı olanın yardımına koşarmış. Evden her çıktığında kırmızı peleriniyle kırmızı şapkasını giyermiş. Başındaki bu şapkadan dolayı ona “Kırmızı Şapkalı Kız” adını takmışlar.

Kırmızı Şapkalı Kız bir gün yine dışarıya çıkmış. O yakınlarda oturan bir ihtiyara yardıma gitmiş. Geri döndüğünde annesini çok üzgün bulmuş.
— Ne oldu anneciğim, neden üzgünsün bu kadar? Diye
sormuş.

Annesi de:
— Sorma kızım büyükannen hastalanmış, çok hastaymış o yüzden üzgünüm, demiş.

Bunu duyan Kırmızı Şapkalı Kız da çok üzülmüş.
— Ne olur bir şeyler yapalım anneciğim, büyükannemi iyileştirelim, demiş.

Annesi de Kırmızı Şapkalı Kız’a:
— Büyükannen için pasta, reçel ve sıcak çorba hazırladım. Hepsi bu sepetin içerisinde. Sana düşen görev bu sepeti hemen büyükannene götürmek, demiş.

Büyükannenin evi ormanın öbür ucundaymış. Annesi kızına ormandaki tehlikelerden bahsedip dikkatli olmasını öğütlemiş. Kırmızı Şapkalı Kız “Olur anneciğim merak etme” diyerek koluna sepeti taktığı gibi neşe içerisinde yola koyulmuş. Az sonra ormana girmiş. Ormanda gördüğü canlılar çok ilgisini çekmiş.

Kuşlar, kelebekler, böcekler, çiçekler o kadar ilgisini çekiyormuş ki, “Siz ne güzel şeylersiniz?” diye hangisine yaklaşacak olsa kaçıveriyorlarmış. Çünkü orman canlıları ürkek olduklarından, insanlara pek de alışkın değillermiş. Ama bunu bilmeyen Kırmızı Şapkalı Kız “Neden benimle oynamak istemiyorlar acaba” diye düşünerek yola devam etmiş.

Bu sırada onu gözetleyen bir çift gözün farkında bile değilmiş. Bu gözler ormana yeni dadanan *hain kurda aitmiş. Kurt, Kırmızı Şapkalı Kız’ı yemeyi düşünüyormuş. Bunun için en uygun fırsatı kolluyormuş.

Kız *tenha bir yere geldiğinde kurt saklandığı yerden çıkıp kızın önünü kesmiş.
— Merhaba küçük, nereye böyle? Diye sormuş.

Kırmızı Şapkalı Kız:
— Büyükannemin evine gidiyorum, ormanın öbür ucunda kulübesi var. Çok hasta, ona yiyecek götürüyorum, diye cevaplamış.

Bunları duyan hain kurt “Hımmmm, çok güzel, hemen büyükannenin evine gidip hem onu hem de küçük kızı yerim. Bir taşla iki kuş” diye düşünmüş, hain hain gülerek. Kırmızı Şapkalı Kız’a:
— Büyükannenin evi tam olarak nerede? Onu ziyaret etmek istiyorum diye sormuş.

Kurdun sözlerine inanan Kırmızı Şapkalı Kız büyükannesinin evini tarif etmiş. Hain kurt,
Kırmızı Şapkalı Kız’dan izin isteyip, acele acele uzaklaşmış oradan. Koşa koşa değirmeni geçmiş karşı tepenin üzerinde bacasından duman tüten kulübeyi görmüş. “Büyükannenin evi burası olmalı” diye söylenip kapıya yaklaşmış. “Tık tık tık” diye çalmış kapıyı.

İçeriden yaşlı kadının sesi gelmiş:
— Kim o?

Kurt sesini değiştirerek cevap vermiş:
— Benim büyükanne, torunun Kırmızı Şapkalı Kız.

Kurdun sesine inanan büyükanne:
— Kapı açık, içeriye girebilirsin yavrucuğum, diye seslenmiş içeriden.

Kurt, “Fırsat bu fırsat” diyerek kapıyı açmış. Karşısında torununun yerine hain kurdu gören büyükanne, bir çığlık atmış. Kurt hemen yaşlı kadının üzerine atılıp yiyivermiş kadıncağızı.
Daha sonra yaşlı kadının giysilerini üzerine geçirip yatağa yatmış ve Kırmızı Şapkalı Kız’ı beklemeye başlamış.

Bir yandan da “Kızı da yaşlı kadının üzerine tatlı niyetine yerim” diye düşünerek sabırsızlanıyormuş. Kurt büyükannenin kılığında yatadursun Kırmızı Şapkalı Kız kulübeye varmış. Kapıyı çalmış.

İçeriden kurdun sesi duyulmuş:
— Kim o?

Kurt sesini, büyükannenin sesi gibi inceltmiş. Bu yüzden Kırmızı Şapkalı Kız
şüphelenmemiş.
— Benim büyükanne, torunun Kırmızı Şapkalı Kız, diye yanıtlamış.

Kurt sabırsızlanarak:
— Kapı açık yavrucuğum girebilirsin, diye seslenmiş.

Kırmızı Şapkalı Kız gülümseyerek içeri girmiş, büyükannesinin yatağına yaklaşmış. Büyükannesinin biraz irileşmiş olduğunu fark etmiş ama bunun hastalıktan kaynaklandığını düşünüp üzerinde durmamış.

Büyükanne kılığındaki kurt, Kırmızı Şapkalı Kız’a:
— Yanıma yaklaş sevgili torunum seni çok özledim, demiş.

Kırmızı Şapkalı Kız, kurda iyice yaklaşmış. Bu sırada kurdun iri pençelerini görmüş:
— Senin ellerin ne kadar kocaman büyükanne, diye sormuş.

— Saçlarını daha iyi okşayabilmek için yavrucuğum, diye yanıtlamış kurt.

Bu sefer Kırmızı Şapkalı Kız, kurdun gözlerini görmüş.
— Senin gözlerin ne kadar kocaman büyükanne, diye sormuş.

Kurt:
— Seni daha iyi görebilmek için yavrucuğum, demiş.

Kırmızı Şapkalı Kız, kurdun kafasının üzerindeki bir çift, büyük ve sivri kulağı görünce:
— Senin kulakların ne kadar kocaman büyükanne diye
sormuş.

Kurt:
— Seni daha iyi duyabilmek için yavrucuğum, diye yanıtlamış.

Kırmızı Şapkalı Kız yine şüphelenmemiş. Ancak kurdun kocaman ağzını, sivri sivri dişlerini görünce biraz korkmuş.
— Senin ne kadar kocaman ağzın var büyükanne, deyince, bu oyundan artık iyice sıkılan ve Kırmızı Şapkalı Kız’ı yemek için sabırsızlanan kurt üzerindeki giysileri çıkartıp atmış.
Yataktan atlayıp Kırmızı Şapkalı Kız’ın karşısına dikilmiş ve:
— Seni daha kolay yiyebilmek için, diyerek kızı odada kovalamaya başlamış.

Kırmızı Şapkalı Kız, bir yandan avaz avaz bağırıyor bir yandan da kaçıyormuş. Ama kurt daha hızlı koştuğundan Kırmızı Şapkalı Kız’ı yakalayıp yiyivermiş.

Büyükannenin ardından Kırmızı Şapkalı Kız’ı da yutan kurdun karnı o kadar büyümüş ki kendini taşıyamıyormuş. “Biraz yatıp karnımın inmesini bekleyeyim bari” diye yatağa yatmış başlamış uyumaya.

Kurt uyuyadursun, az önce Kırmızı Şapkalı Kız’ı kovalarken, o yakınlarda odun kesmekte olan oduncular çığlıkları işitip ne olduğunu merak etmiş ve kulübeye yaklaşmışlar. Oduncular kulübede, büyükannenin yaşadığını biliyorlarmış. Kulübenin penceresinden içeriye bir göz atmışlar.

Büyükannenin yatağında karnı kocaman kurdun, boylu boyunca yattığını görünce olanları anlamışlar. Yavaşça kapıdan içeri girip, kurda yaklaşmışlar. Odunculardan birisi bıçağını çıkartıp, kurdun karnını boydan boya yarmış. Kurt *oracıkta ölüvermiş.

Kurdun karnından Kırmızı Şapkalı Kız ve büyükanne canlı çıkmışlar. Çünkü kurt ikisini de çiğnemeden yutmuş. Kurtulduklarına çok sevinmişler, odunculara kendilerini kurtardıkları için teşekkür etmişler.

Kırmızı Şapkalı Kız, annesinin gönderdiği sepette bulunan pastalardan birazını odunculara verip uğurlamış onları.

Daha sonra büyükannesinin boynuna sarılıp onu çok sevdiğini söylemiş. Sepetinde bulunan yiyecekleri masanın üzerine dizmiş. Artık saatte epey geçmiş olduğundan, büyükannesinden izin istemiş. Boş sepeti koluna taktığı gibi yola koyulmuş. Kulübenin bahçesinden çıkınca geriye dönüp bakmış. Sevimli büyükanne pencereden sevgiyle gülümseyerek el sallıyormuş.

Словарь

Oracıkta – тут же, там же, на месте
Hain – коварный
Tenha bir yer – укромное место

Источник

Видео

Сказка на турецком языке - Красная шапочка

Сказка на турецком языке - Красная шапочка

Турецкий для Детей.Учим Животных

Турецкий для Детей.Учим Животных

Сказка на турецком языке. Сказка №1. «Золушка» (Kül kedisi)

Сказка на турецком языке. Сказка №1. «Золушка» (Kül kedisi)

Сказка на турецком языке. Снежная королева. Karlar Kraliçesi Masalı.

Сказка на турецком языке. Снежная королева. Karlar Kraliçesi Masalı.

Турецкий язык. Семья. Aile

Турецкий язык. Семья. Aile

Сказка на турецком языке. Дядя Федор, пес и кот. Трое из Простоквашино Читаю на турецком с переводом

Сказка на турецком языке. Дядя Федор, пес и кот. Трое из Простоквашино Читаю на турецком с переводом

Gökküşağı. С турецкими субтитрами.

Gökküşağı. С турецкими субтитрами.

Сказка на турецком языке. Дядя Федор, пес и кот. Тыр Тыр Митя. Чтение как способ изучения турецкого

Сказка на турецком языке. Дядя Федор, пес и кот. Тыр Тыр Митя. Чтение как способ изучения турецкого

Три Орешка Для Золушки HD 1973

Три Орешка Для Золушки HD 1973

Russisches Märchen auf Deutsch!! Русская сказка на немецком языке!! Puschkin.A.S. Пушкин.А.С.

Russisches Märchen auf Deutsch!! Русская сказка на немецком языке!! Puschkin.A.S. Пушкин.А.С.
Поделиться или сохранить к себе:
Добавить комментарий

Нажимая на кнопку "Отправить комментарий", я даю согласие на обработку персональных данных, принимаю Политику конфиденциальности и условия Пользовательского соглашения.